Ana Sayfa / İSLAMİ KONULAR - MAKALELER / Ebu Davud’un hayatı

Ebu Davud’un hayatı

Süleyman b. Eş’as b. İshâk el-Ezdiyyi’s-Sicistânî, pek büyük bir muhaddisdir.

Hindistan’a mücavir olan Sicistan iklîmine mensubdur. (202) târihinde dünyaya gelmiş, bilâhare Hicaz’a, Şam’a, Mısır’a, Irak’a, Horasan’a, Basra’ya gitmiş; defeâtla Bağdad’da bulunmuş; gittiği yerlerde hadis rivayet ve tedrisiyle iştigal etmiş, nihayet Basra’da ikamet edib (275) târihinde Basra’da vefat eylemiştir.

Meşâyihi:

Ebû Dâvûd, birçok zevata mülâki olmuş, ez-cümle Müslim b. İbrahim, Süleymen b. Harb, Abdu’llâh b. Mesleme, Yahya b. Maîn, Ahmed b. Hanbel gibi cazımdan hadîs ahzetmiştir. Kendisinden de oğlu Abdu’llâh ile Abdü’r Rahmân en-Neseî, Ahmed b. Muhammed el-Hallâî, Tirmizî gibi meşâhîr ri­vayette bulunmuşlardır.

Ebü’l-Hasen eş-Şîrâzî’nin Tabakaatü’l-Fukahâ’daki beyânına nazaran Ebû Dâvud, İmâm-ı Ahmed’in ashabından bulunuyordu.

Tefsir Ve Hadîs  İlimlerindeki  Mevkii :

Ebû Dâvûd, Kur’ân’ın hakayıkına bihakkın muttali’ bir zât olduğu cihet­le şüphe yok ki, İlm-i Tefsîr’e büyük bir vukuf sahibi idi. Tefsîr’e dâir (Kitâbü’s-Sünen) ünvanlı meşhur eserinde bir hayli ma’lûmat vardır.

Ez-cümle cedelden, Kur’ân-ı Mübîn’deki müteşâbihâta ittibâ’dan nehy için tahsis ettiği bâbda Ka’nebî’den, o da üç vâsıta ile Hazret-i Âişe’den şöyle rivayet ediyor:

Âişe-i Şıddîkâ demiştir ki : Resûlu’llah salla’llahu aleyhi ve sellem[178] âyet-i kerîmesini okudu ve buyurdu ki: “Ondan -Kitâb-ı İlâhî’den- müteşâbih olanlara ittibâ’ edenleri gördüğünüz zaman -biliniz ki- Allahu Teâlâ’nın Kalblerinde eğri­lik bulunanlar) diye tesmiye ettiği kimseler işte onlardır; artık onlardan ka­çınınız.”

Yâni : Kur’ân-ı Kerîm’deki muhkemâtı bırakıb da müteşâbih âyetlere tâbi’ olanlar, onları kendi düşüncelerine göre te’vîle çalışanlar, yanlış bir harekette bulunmuş  olacakları cihetle onlara uymaktan hazer  etmelidir.

Hadîs’e gelince : Şüphe yok ki, Ebû Dâvûd, pek yüksek bir muhaddisdir. Zehebî merhum, bu büyük zât hakkında, “Seyyidü’l-Huffâz” demekte­dir.

Muhaddislerden Mûsâ b. İbrahim demiştir ki : “Ebû Dâvûd, dünyâda ha­dîs için, âhiretde de Cennet için yaradılmiştır. Ben ondan efdal bir zât gör­medim.”

Ebû Dâvûd, beş yüz bin hadîs-i şerîf ile hafızasını tezyin etmiş bulunu­yordu. Bunlardan intihâb ettiği dört bin sekiz yüz hadîs-i sahih iîe (Sünen-ı Ebî Dâvûd) denilen meşhur kitabını vücûde getirmiştir. Bu kitab bilhassa ahkâm-ı fıkhiyye için pek mu’teber bir merci’dir. Ebû Dâvûd, bu kitabını İmâm-ı Ahmed b. Hanbel’e arz etmiş, o büyük müctehidin istihsânını celb eylemiştir.

Bu mübarek muhaddis demiştir ki : “Bu kadar ahâdîs-î şerife arasında dört hadîs-i şerîf vardır ki, insana dîni için kifayet eder.” Bunları teberrüken kaydediyoruz :

1 Amellerin hükmü, kıymeti niyyetlere gö­redir.”

2-  İnsanın kendisine fâidesi olmayan şeyleri terk etmesi, İslâmiyyetinin güzelliğindendir.”

3- Bir mü’min,kendi nefsi için isteyib hoşlandığı şeyi kardeşi için de istemedikçe   bihakkın mü’min olamaz.”

4- Helâl de zâhîr, haram da zahirdir. Bunların arasında ise birtakım iştibahlı şeyler vardır.” (Binâenaleyh harama düşmemek için bu şüpheli şeylerden de sakın­mak lâzımdır.)

Basra’da  İkametinin Sebebi:

Ebû Dâvûd vefatına kadar Basra’da ikamet etmişti. Bunun sebebini ken­di hadimi Ebû Bekr b. Câbir şöyle nakletmiştir :

“Ben Ebû Dâvûd ile beraber Bağdad’da bulunuyordum. Bir gün Akşam namazım henüz kılmıştık ki, kapı çalındı, açtım. Gelen zât, Emîrü’l-Mü’minîn Ebû Ahmed el-Muvaffak idi. istizan ederek içeriye girdi. Ebû Davud’un yaınnda oturunca aralarında şöyle bir muhavere cereyan etti :

—   Emîrü’l-Mü’minîn’in böyle bir vakitte gelmelerinin sebebini öğrenebi­lir miyim?

—   Üç şeyi rica için geldim.

—   Buyurunuz.

—  Birincisi, sen Basra’ya rıhlet ederek orada tevattun etmelisin, tâ ki senden istifâde için her taraftan talebe-i ulûm Basra’ya akın edib gelsin de, sayende o şehir ma’mûriyyete yüz tutsun. Bilirsin ki, Zenc isyanı dolayısiyle o şehir harâb olmuş, halk oradan kesilmiştir.

—   Evet, bu biri. Ya ikincisi?

—   İkincisi de, evlâdıma senin Kitâbü’s-Sünen’ini rivayet edersin.

—   Evet., üçüncüsünü îrâd buyurunuz.

—  Üçüncüsü de onlar için husûsî bir meclisde rivayette bulunursun. Çün­kü hulefâ evlâdı âmme ile beraber oturmazlar.

—   Hâ, buna yok yoktur. Çünkü, nâsın şerifi de, gayr-i şerifi de ilim hu­susunda müsavidir.

İbn-i Câbir diyor ki : “Halîfenin çocukları da âmme ile beraber hadis meclisinde hazır bulunmaya başladılar. Şu kadar var ki, kendileriyle nâs arasına bir perde konuluyordu.”

İşte bu taleb üzerine Ebû Dâvûd, Basra’ya gitmiş, o fazilet ve irfan tim­sâli olan mübarek vücûdiyle Basra’ya ebedî bir feyz ve şeref bahsetmişti.

Müellefâtı: Matbu’ iki cilddir; Kütüb-i Sitte’nin, ta’bîr-i aharla Sıhâh-ı Sitte’nin üçüncüsü sayılmaktadır.     hadîs’e dâir olub bu da matbu’ bulunmuştur.

Ma’lûm olduğu üzere Kütüb-i Sitte’nin birincisi Sahîh-i Buhârî, ikin­cisi Sahîh-i Müslim,  üçüncüsü işbu Sünen-i Ebî    Dâvûd,    dördüncüsü Sünen-i Tirmizî,  beşincisi Sünen-i Nesei, atana’ da Sünen-i İbn-i Mâce’dir. Bunların altısına birden Sıhâh-ı Sitte nâmı da verilmektedir.

Me’hazlar: Tezkiretü’l-Huffâz, Tabakaatü’l-Hanâbile,Mevzûâtü’l-Ulûm, Kesfü’z-Zünûn,   El-A’lfim,  Mu’cemü’l-Matbûâti’l-Arabiyye.[180]

Ebu Davud’un Bir Uyarısı:

Ebu Davud bir kaç hadîsin ehemmiyetini belirtmek için şöyle der: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan 500 bin hadîs yazdım. Onlar arasından, sâdece şu kitabıma koyduklarımı seçtim. Ancak, kişiye, dinini doğru kılması için bu hadîslerden dört tânesi yeterlidir.

Birincisi: “Ameller niyetlere göredir…” hadîsidir.

İkincisi: “Kişinin müslümanlığının kemâli mâlâyâni’yi terketmesine bağlıdır” hadîsidir.

Üçüncüsü: “Mü’min kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe (kâmil) mü’min olamaz” hadîsidir.

Dördüncüsü: “Helâl olanlar açıklanmıştır, haram olanlar da açıklanmıştır. Bu ikisi arasında (durumu açık olmayan) şüpheli şeyler vardır. Bunların (haram mı helal mı olduğunu ) çokları bilemez. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim şüpheli şeyi işlerse harama düşer. Tıpkı, sürüsünü, yasak koruluğun etrafında güden çoban gibi.) Koyunları her an koruluğa kayabilir. Bilesiniz! Her melikin bir koruluğu olduğu gibi, (Allah’ın da bir koruluğu vardır.) Allah’ın koruluğu haramlardır. Bilesiniz! Vücudda bir et parçası vardır, bu sıhhatli oldu mu vücudun tamamı sıhhatlidir, bozuldu mu, vücudun tamamı sıhhatini kaybeder. İşte bu parça kalptir” hadîsidir”.

Ayrıca Kontrol edin

Güncel vakıa ve Mehdi’nin çıkışı

İD HABER / ÖZEL Cezayirli alim Abdulfettah Hamdaş ez-Zerravi, Ortadoğu’daki gündeme dair bir değerlendirme videosu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis