Ana Sayfa / İSLAMİ KONULAR - MAKALELER / İslam Devleti’nden iddialara cevap

İslam Devleti’nden iddialara cevap

Gün geçmiyor ki İslam Devleti hakkında yeni iddialar ortaya atılmasın.

Gerek Türkiye’de, gerekse de dünyanın farklı bölgelerinde İslam Devleti hakkında ortaya atılan iddialara verilen cevaplar serisine bir yeni daha eklendi.

Ancak bu defa video değil bir yazı yayınlandı.

Çeşitli ilmi konularda çalışmalar yapan Ebu Huzeyfe Türki’nin kaleme aldığı yazıda gündeme ilişkin önemli konular ele alınıyor.

İşte o yazının tamamı:

İslam Devleti Hakkında Atılan Bazı İftiralara Net Cevaplar

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd eder; Muhammed’e s.a.v, ailesine, ashabına ve Milleti İbrahim’e salat ve selam ederiz.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

“Doğrusu senden önce de kendilerine kitaplar ve deliller vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (Nahl-43)

Müslümanları sevindiren, kâfirleri ve kalplerinde hastalık bulunanları kahreden İslam Devleti’nin akidesi hakkında yüzlerce medya çalışması yapılmasına ve bunlar birçok dilde yayınlanmasına rağmen (TR dilindeki yayınlar için bkz: himmetofisi.wordpress.com) bazı söylentiler fesad ehli tarafından dillendirilmeye devam etmektedir.

Allah’ın üzerlerinden rahmetini çektiği ve elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerini sapıklığa ilettiği kimseler, görünüşlerindeki “muvahhid” kisvesiyle mü’minleri fitneye düşürmeye çalışmaktadırlar.

Sözleri şeytanın vesvesesini andıran ve dillerinin zehri akreplerden daha şerli olan bu kimseler özellikle İslam Devleti kadılarından Ebu Süfyan es Sulemi (Türki bin Ali) üzerinden fitne üretmeye devam etmektedirler.

Güneşin aydınlığı gibi açık ve berrak sular gibi temiz akidemizi kötüleyen bu kimseler, olayları gerçeklerden saptırarak Allah katındaki veballerini günbegün arttırmaktadırlar.

Allah’ın lütfu ve keremiyle bu yazımızda, konu hakkında sorulan sorulara cevap vererek müminleri sevindirmek, kâfirleri ve münafıkları ise bir kez daha üzmek istiyoruz.

Yazımızın bundan sonraki kısmını okurlar tarafından daha kolay anlaşılması için soru-cevap şeklinde yapmayı uygun gördük.

Allah’a tevekkül ediyor ve O’ndan tevfik diliyoruz.

Soru 1:

Şeyh Ebu Süfyan Sülemi’nin 2014’te yayınlanan ve hala konuşulmaya devam edilen röportajının (bkz link: https://justpaste.it/IDroportaj) aslı nedir? Bu röportajın bugün bir geçerliliği var mıdır?

Cevap:

Öncelikle bu röportajın gerçekten Şeyh Sulemi’ye ait olup olmadığı hakkında net bir bilgim yoktur. Lakin bu kardeşimiz hakkında şunları söylemekte fayda vardır. Bu kardeşimiz, diğer kardeşleri gibi İslam Devleti’ne hicret etmiş ve şer’i bilgisinden dolayı kendisine şer’i görevler verilmiştir. Lakin bu kardeşimizin gerek İslam Devleti’ne gelmeden önce, gerekse buraya geldikten sonra İslam Devleti’nin akidesine uymayan bazı açıklamaları ve fetvaları olmuştur. Bundan ötürü bu kardeşimiz, İslam Devleti mahkemelerine şikâyet edilmiş ve hatalı görüşlerinden tevbe ettirilmiştir. Gerek bu röportajında –eğer ona ait ise- gerekse diğer beyanatlarının tümünden tevbe etmiş ve İslam Devleti’nin beyan ettiği akidede olduğunu beyan etmiştir. Bu tevbesinden sonra, İslam Devleti mahkemeleri O’nu serbest bırakmıştır. Bu mahkemesinden sonra da, İslam Devleti’nin akidesinin dışında herhangi bir açıklama veya söylemi olmamıştır.
Bunun yanı sıra; Şeyh Sülemi ve İslam Devleti’nde yaşan diğer şer’i düzeyde görev alanlar netice itibariyle birer insandırlar. Doğruya isabet edebilecekleri gibi, hata da edebilirler. Nitekim kardeşlerimizin bir kısmı İslam Devleti’ne gelmeden önce İslam Devleti’nin akidesini yüzde yüz taşımıyorlardı. Lakin buraya hicret ettikten sonra gerek onlara davet yapılmasından, gerek onlara nasihat edilmesinden, gerekse de İslami mahkemelere şikâyet edilmelerinden sonra hatalı görüşlerinden döndüler ve İslam Devleti’nin akidesini taşımaya başladılar. Şuan ki kardeşlerimiz, buraya hicret etmeden önce bazıları irca akidesinde bazıları harici ve bazıları müşriktiler. Lakin Allah’a hamd olsun ki, buraya hicret ettikten sonra hatalı oldukları konulardan tevbe ettiler ve tevhid akidesine büründüler. Nitekim tevbe etmeyenler de oldu. Lakin İslam Devleti onlara şeriatin gereğiyle muamele etti. Ve hak ettikleri şekilde cezalandırıldılar.

Ayrıca, gerek Şeyh Sülemi olsun, gerekse de diğer kardeşlerimiz olsun, bunlar İslam Devleti’nin birer mücahidleridir. Bunlar yalnız başlarına İslam Devleti’ni temsil edemezler. Bunların açıkladıkları şeyler, söylediği söylemler ve verdikleri fetvalar kendilerini bağlamaktadır. Söyledikleri doğru olabileceği gibi hatalı da olabilir. İslam Devleti, devlettir. İslam Devleti’nde yaşayan bir bireyin açıklaması İslam Devleti’ni bağlamaz. İslam Devleti’nin akidesi ve menhecini öğrenmek istiyorsanız, İslam Devleti’nde yaşayan bir hocadan veya bir mücahidden değil, resmi beyanatlarına bakmanız gerekir. Bir şahıs bir devleti temsil etmez. Bu kardeşe görev verilmiş olması, onun İslam Devleti’ni temsil ettiği anlamına gelmez. Burada hangi görevde olursa olsun hata eden kardeşlerimiz mahkemeye şikâyet edilir ve İslam’ın şeriatine göre kendisine muamele edilir. Onun kadı veya hoca olması bir şey değiştirmez. Nitekim bizden önceki İslam devletlerine baktığımız zaman, o dönemde yaşamış nice âlimler yanlış fetvalarından ötürü mahkemeye şikâyet edilmiş ve tevbe ettirilmişler.

Özetle şunu söyleyebilirim;

1-Bireylerin açıklamaları İslam Devleti’ne mal edilemez.

2- Şeyh Sülemi daha önceden yapmış olduğu açıklamalarından tevbe etmiş ve şuan İslam Devleti’nin resmi olarak açıkladığı akide üzeredir.

3- İslam Devleti’nin akide ve menhecini resmi yayınlarından öğrenin. Bireylerin açıklamaları İslam Devleti’ni bağlamaz.

4- İslam Devleti’nde yaşayıp İslam Devleti’nin beyan ettiği akidenin dışında açıklama yapanları, İslam Devleti mahkemelerine şikâyet ederseniz, İslam Devleti mahkemeleri bu konuda gerekeni yapacaktır. İslam Devleti’nde yaşamayan kardeşlerimiz ise, İslam Devleti akidesinin dışında akide beyan edenleri delilleri ile bize ulaştırırlarsa haklarında gerekenler yapılacaktır.

Soru 2:

Bazı kimseler, İslam Devleti’nin büyük şirkte cehaleti mazeret gördüğünü iddia ediyor. Cehaleti mazeret görmeyen kadıların az olduğu ve onların da cehaleti mazeret görenlere Müslüman dediği söyleniyor. Yine bu kimseler, İslam Devleti’nin, Türkiye’deki Müslümanlara siyaset yaparak büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığını, Suudi Arabistan’dakilere de siyaset yaparak mazeret olduğunu söylediğini iddia ediyorlar. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

İslam Devleti, cehaleti mazeret görmediğini defalarca kez beyan etmiş ve yayınlarının birçoğunda bunu dile getirmiştir. Hatta Türkçe yayınlanan Konstantiniyye dergisinde bu konuyu dile getiren bir makale vardır. Bu konu hakkında birçok dilde beyanatlar vardır. Ayrıca bu konu hakkında İslam Devleti Yetki Komitesi (el-Lecnetul Mufavvada) bir genelge yayınlamıştır. İslam Devleti, ne Türkiye’de, ne Suudi Arabistan’da, ne de başka bir yerde cehaleti mazeret görmemektedir. İslam Devleti’nin kadılarından bir tanesi bile cehaleti mazeret görmemektedir. Hatta çok yakınlarda İslam Devleti mahkemeleri, cehaleti mazeret görüp bundan tevbe etmeyen bir şahıs hakkında öldürülme kararı verdi. Ve bu şahıs mürted olarak öldürüldü. İslam Devleti, cehaleti mazeret görmemekte ve cehaleti mazeret görüp müşrikleri tekfir etmeyenlere kâfir hükmünü vermektedir. Bunları öncelikle tevbeye çağırmaktadır. Tevbe etmeyenleri ise mürted olarak öldürmektedir.

İslam Devleti’nin bu konu hakkındaki yayınları ve uygulamaları o kadar çoktur ki, bu konuda siyaset yapması mümkün değildir. İslam Devleti akide konusunda hiçbir zaman siyaset yapmamıştır. İslam Devleti’ni az çok tanıyan herkes, onun bu konudaki net duruşunu bilmektedir. Aksini iddia edenlerin şahidleri ile delil getirmelerini istiyoruz.

“De ki; eğer doğru söylüyorsanız delilinizi getrin.”

Soru 3:

İslam Devleti’nin kendisiyle doğrudan savaşan grupları (El Nusra hariç) tekfir ettiği ancak diğer gruplara Müslüman dediği iddia ediliyor. Bu güruha göre, İslam Devleti; El Nusra’ya, El Kaide’ye, lideri Zevahiri’ye ve Taliban’a Müslüman diyor. Bu sözlerini de şehid (inşallah) Şeyh Adnani’nin 2011’de Taliban’ı ve Molla Ömer’i öven videosunu delil getiriyorlar. Ayrıca yine, şehid (inşallah) Şeyh Ebu Ömer el Bağdadi’nin, Zevahiri ve Şeyh Usame’yi öven ses kaydını da delil getiriyorlar. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

İslam Devleti’nin Yetki Komitesi (el-Lecnetu’l Mufavvada), Suriye’de gerek savaştığı gerekse savaşmadığı küfre bulaşan tüm gruplar hakkında bir beyan yayınlamıştır. Gerek Suriye’de, gerekse diğer mıntıkalarda savaşan grupların kâfir olması, İslam Devleti ile savaşmalarından ötürü değildir. İslam Devleti ile savaşmak küfür değildir. Lakin İslam Devleti, gerek Suriye’de gerekse diğer mıntıkalarda küfre giren tüm grupları işledikleri küfürden dolayı tekfir etmektedir. Bu konu hakkında beyanatları ise sayılamayacak kadar çoktur. İslam Devleti, Nusret cephesini, Zevahiriyi ve Talibanı tekfir etmektedir. Lakin Şeyh Usame bin Ladin’i tekfir etmemektedir. İslam Devleti’nin daha önce bunları tekfir etmemesinin sebebi bunların küfürlerinden habersiz olduğundandır. Bunların küfür ve şirklerini öğrendikten sonra bunları tekfir etmiştir. Dolayısyla İslam Devleti emirlerinin bunlar hakkında yapmış oldukları açıklamaları da bu şekilde anlamak gerekir. Nitekim Şeyh Adnani’ye bu konu sorulduğunda bizzat şu şekilde cevap vermiştir: “Bizim onların bu küfür akidesi üzere olduklarından haberimiz yoktu.” Bir şahsın veya örgütün geçmişinde tekfir edilmeyişi gelecekte de tekfir edilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Bilakis küfre bulaştığı veya küfrü açığa çıktı zaman tekfir edilir. Bunda şaşılacak bir durum veya herhangi bir tezat yoktur.

Soru 4:

Yine bazı kimseler; İslam Devleti’nin, Makdisi ve Ebu Katade gibilerine Müslüman dediğini iddia ediyor. Yine bu şahıslar, İslam Devleti’nin Elbani, Bin Baz ve Useymin gibi Suud âlimlerine Müslüman dediğini iddia ediyor. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

İslam Devleti, Elbani, Useymin, Makdisi, Katade ve diğer belamları tekfir etmektedir. Bu tür belamlara Müslüman dediğimize delil getirsinler.

Soru 5:

Yine bazı kimseler; “İslam Devleti’ne hiçbir âlim destek vermedi, onlara destek verenler âlim olmayan kimselerdir. Ahmed el Hazimi gibi âlimler bu konuda genel bir açıklama yapmıştır” diyor. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

Allah’a hamd olsun ki, İslam Devleti’ne destek veren âlimlerin sayıları oldukça çoktur. Bir kısmı İslam Devleti’ne hicret etti ve bir kısmı da bulunduğu yerde elinden geldiği kadar İslam Devleti’ne destek vermektedir. İslam Devleti’nin hak olması âlimlerin ona destek vermesiyle ortaya çıkmadığı gibi, onu eleştirdikleri zaman da batıl olmayacaktır. Hak ve batılın ölçüsü, âlimlerin destek verip vermemesi değildir. Eğer ölçü bu olmuş olsaydı, tağutların âlimlerinin sayılamayacak kadar çok oluşu, tağutların hak olduğunu gösterecekti. İslam Devleti’nde hamd olsun çok sayıda ilim ehli vardır. Birçokları şehid olmuşsa da diğerleri hala yaşamaktadırlar. Bizler içimizdeki ilim ehlini reklam yapıp isimlerini ön plana çıkarmadığımız için bazı cahiller bizim âlimlerimizin olmadığını zan ediyorlar. Âlim olmanın ölçüsü, medyatik olup insanların tanındığı biri haline gelmek demek değildir. Ve medyatik olan bazı âlimlerin İslam Devleti’ni desteklememeleri İslam Devleti’ni destekleyen âlimlerin olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim tanınan ve bilinen medyatik âlimlerin ne halde oldukları da aşikârdır.

Soru 6:

Yine bazı kimseler, İslam Devleti’nde can ve mal emniyetinin olmadığını ve dolayısı ile devlet olma şartının yerine gelmediğini belirterek, bu durumda Hilafetin geçersiz olduğunu iddia etmektedirler. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

İslam Devleti’nin devlet olabilmesi için güvenlik şartını kim getirdiyse öncelikle Allah Resulünün hayatına baksın! İlk kurulan Medine İslam devletinde güvenlik var mıydı? Birkaç tane delil getirerek bunu özetleyelim.

“Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem de alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, ‘Allah ve Resulü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar’ diyorlardı. Hani onlardan bir grup, ‘Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durma imkânınız yok. Haydi, geri dönün’ demişti. Onlardan bir başka grup da, ‘Evlerimiz açık (korumasız)’ diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.” [Ahzap, 10-13]

Bu ayeti kerimelerin ifade ettiği Allah Resulü ve sahabelerinin içinde bulunduğu güvenliği mi anlatıyor, yoksa korkudan gözlerin kaydığı ve canların boğaza dayandığını mı anlatıyor? Öyle ki, sahabeler bile Allah hakkında zan yapmaya başlamışlardı.

Sahih’te Enes’ten (Allah ondan razı olsun) şöyle dediği nakledilir: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların en iyisi, en cömerdi ve en cesuruydu.

Ve şöyle dedi; “Medine halkı bir gece bir ses duyduklarında korktular. Onları, eğersiz bir şekilde Ebu Talha’nın atında ve kılıcını kuşanmış bir şekilde Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) karşıladı ve şöyle buyurdu: ‘Niye korkuyorsunuz? Niye korkuyorsunuz?’

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sonra şöyle dedi: ‘Bunu deniz gibi (akıp giden olarak) buldum.’ Yani bu atı. (Buhari Hadis No:2908)

İnsanların bir sesten ürkmeleri onların en ufak sesten dahi korktuklarını gösterir!

Muhelleb (rahimehullah) şöyle dedi: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) gelecekte müşriklerin eziyet etmesine yönelik büyük korku yaşayınca Allah’u Teâlâ’nın “Allah seni insanlardan koruyacaktır” şeklinde kendisine haber vermiş olması nedeniyle kendisine tuzak kurulamayacağını anladı.” (Şerh-u Sahihi Buhari Li-İbn-i Battal Clt:5, Sf:33)

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye ilk geldiğinde düşmanlara karşı dikkatli olma ve sebeplere sarılma adına kendini korumak için kendini zorluyordu. Ta ki; Allah’u Teâlâ’nın “Allah seni insanlardan koruyacaktır” ayeti inene kadar.

Sahih’te Aişe’den (r.a.) şöyle nakledilir: “Peygamber geceyi uykusuz geçirmişti. Medine’ye geldiğinde şöyle dedi: Ashabımdan salih bir adam olsaydı da gece beni korusaydı. Birden bir silah sesi duyduk. Ve şöyle dedi: Kim o?

O dedi ki: “Ben Saad bin Ebi Vakkas. Seni korumaya geldim.”

Ve peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) uyudu.”

Bir rivayette şöyle geçer: “… hatta horlama sesini duyduk.” (Buhari Hadis No:2885)

Nesai’de de, Allah Resulü’nün Medine’ye geldiğinde geceleri uykusuz geçirdiği, geçer. İşte bu, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)! (Sunenu’l Kubra Li’n Nesai Hadis No:8160)

Ne Allah Resulünün ilk İslam Devleti’nde, ne de ondan sonra gelen İslam devletlerinin hiçbirinde sizin kastettiğiniz şekilde bir güven ve emniyet olmamıştır. Nitekim ilk İslam Devleti’nin raşid halifelerinden Ömer, Osman ve Ali r.anhum suikast ile öldürülmüşlerdir. Emniyetin olduğu bir devlette halife suikast ile öldürülür mü?

Bu konu çok sayıda delil vardır ve konunun uzamaması için bu kadarıyla yetiniyoruz. Emniyet şartını getirenler İslam dinine iftira atmaktadırlar.

Soru 7:

Yine bazı kimseler; İslam Devleti’nin kendilerine biat etmeyen ve daha henüz biat etmemiş olan Müslümanları tekfir ettiğini iddia ediyorlar. Bu konuda İslam Devleti’nde yaşadığı iddia edilen bir Türkiyeli muhacirin ses kaydını yayıyorlar. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

Az öncede beyan ettiğim üzere, bir şahsın beyanı İslam Devleti’ni temsil etmez. İslam Devleti, halifeye biat edilmesini vacip görüyor. Bu vacibi yerine getirmeyenlerin ise günahkâr olduğuna inanıyor. İslam Devleti, halifeye biat etmeyen hiç kimseyi bu güne kadar sırf biat etmedi diye tekfir etmemiştir. Bu, hiçbir zaman bizim mezhebimiz olmamıştır.

Soru 8:

Bazı kimseler, İslam Devleti’nin silsile tekfiri yüzünden küfre düştüğünü, muhakeme ve okul meselelerinde de kâfir olduğunu iddia etmektedir. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

İslam Devleti, silsile tekfiri bidat saymaktadır. Ve silsile tekfir edenlerden de beridir. İslam Devleti şirk işleyen herkesi müşrik olarak görmekte ve onu tekfir etmeyenleri de tekfir etmektedir. Lakin ondan sonrası için silsile yapmamaktadır. İslam Devleti, tağutların muhakemesine gidenleri tekfir etmektedir. Onları tekfir etmeyenleri de tekfir etmektedir. Ama ondan sonrası için silsile yapmamaktadır. Aynı zamanda İslam Devleti, Türkiye’de olduğu gibi tağutların okullarına çocuklarını gönderenleri de tekfir etmektedir. İslam Devleti, bu konuları dergi, broşür, kitap, kitapçık, ders, radyo yayınları gibi birçok yayın araçlarıyla defalarca kez oldukça geniş bir şekilde açıklamıştır.

Soru 10:

Bazı kimseler, İslam Devleti’nin, Hattab Azeri, Ömer Kuveyti ve Ebu Cafer Hattab gibilerini halkları tekfir ettiği için öldürdüğünü iddia ediyor. Bu konunun hakikati nedir?

Cevap:

İslam Devleti, Hattab Azeri, Ömer Kuveyti ve Ebu Cafer Hattab gibilerini tekfirden ötürü öldürmemiştir. Bilakis bunlar İslam Devleti’nin meşru imamına başkaldırmış ve huruç etmişlerdir. Ebu Cafer Hattab’ın bizzat kendisi Halife ile görüşmüş ve onun yanında iken onu tehdit etmiş ve ‘benim sana neler yapacağımı göreceksin’, demiştir. Hattab Azeri, emiri olduğu ketibenin askerlerini İslam Devleti cephelerinden geri çekmiş ve İslam Devleti’ne savaş ilan etmiştir. İslam Devleti bunları İmam’a başkaldıran asiler olarak öldürmüştür. Namazları kılınmış ve İslam’a uygun olarak defnedilmişlerdir. Bunların öldürülme nedenlerinin tekfir ile ilgisi yoktur. Bunlar İslam Devleti’ndeki halkı, mücahidleri veya halifesini de asla tekfir etmemişlerdir. İslam Devleti’nin dışındaki halkları da tekfir ettikleri için öldürülmemişlerdir. İslam Devleti zaten kendi toprakları dışındaki halkların çoğunluğunun kâfir olduğuna inanmaktadır. Bunların davasını merak edenler, İslam Devleti mahkeme kayıtlarına bakabilirler. (Bu bilgiler bizzat onları mahkeme eden kadıdan alınmıştır. Durumun mahrem olması hasebiyle diğer detaylar anlatılmamıştır.)

Soru 11:

İslam Devleti’nin akidesi hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler ne yapmalıdır?

Cevap:

İslam Devleti, akide ve menhecini birçok dilde yayınlamaktadır. İslam Devleti’nin akide veya menhecini öğrenmek isteyenler şahıslardan değil, resmi yayınlarından ilan ettikleri beyanatlarına baksınlar. Bireylerin açıklamaları İslam Devleti’ni bağlamaz. Bilakis İslam Devleti’nin resmi ilan edilen akidesinin ve menhecinin dışında beyanat yayınlayanlar cezalandırılmaktadırlar ve duruma göre tevbe ettirilmektedirler. İslam Devleti’nde yaşayıp İslam Devleti’nin beyan ettiği akidenin dışında akide beyan eden birisine şahid olanların bu şahısları İslam Devleti mahkemelerine şikâyet etmelerini talep etmekteyiz. İslami mahkemelere ulaşamayanların ise, buradaki mücahidlere delilleri ulaştırmaları yeterlidir.

Soru 12:

İslam Devleti’nin harici ve mürcie akidesine sahip olanlara muamelesi nedir? Ayrıca küfür topraklarında yaşayıp İslam Devleti hakkında fitne yayanlara Müslümanların tavrı ne olmalıdır?

Cevap:

İslam Devleti, Harici ve Mürcielere savaş açmıştır. Bu akidede olanların yanlış bir akidede olduğunu onlara beyan edip onları tevbeye davet etmektedir. Tevbe etmeyenleri ise hak ettikleri cezayla cezalandırmaktadır. Allah azze ve celle’den İslam Devleti’ne hadsiz bir şekilde iftira atıp müşriklerin içinde yaşamaya razı olanları ıslah etmesini diliyorum; ıslah olmayacaklarsa onları helak etmesini diliyorum. Müslümanların safını kendi hevası için bölüp insanları cihad ve hicretten alıkoyan zalim fasıkları Allah’a havale ediyorum. Türkiye’de bizi seven tüm kardeşlerimize tavsiyemiz; fasık ve zalimlerden uzak durmalarıdır. İslam Devleti aleyhinde konuşanlardan uzak durunuz. Eğer bu konuda azgınlaşmışlarsa hak ettikleri derslerini vermelerini isteriz. Sizin kardeşleriniz burada her çeşit küfür ve kâfirle savaşmaktadır. Tüm bidatçi sapıklarla mücadele etmektedir. Eğer siz de İslam Devleti’nin menhecini takip etmek istiyorsanız bulunduğunuz yerdeki kafir, zalim, fasık ve bidaçilere hak ettikleri şekilde muamele edin.

Allah’ım tebliğ ettik mi? Sen şahit ol.

Şehid (inşallah) Şeyh Adnani’nin duasıyla yazımıza son veriyoruz. Âmin deyin ey Müslümanlar!

Allah’ım İslam’a ve Müslümanlara kötülük yapmak isteyenleri güç ve kudretine yakışır bir şekilde cezalandır.

Allah’ım kim yalan söyleyerek mücahidlere iftira atarsa, onu tüm dünyaya rezil et, dilini kopar. Kim de mücahidlere tuzak kurarsa, tuzaklarını kendilerine döndür. Helakını tuzağında kıl. Allah’ım her kim bir insanın kanını haksız yere dökerse, onun elini kopar, belini kır ve onu ibret alanlara ibret kıl. Senden başka ilah yoktur. Sen her türlü noksan sıfattan münezzehsin. İşleri bozanla düzelteni bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey sana gizli değildir. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed’e, ehline ve tüm ashabına olsun.

Son duamız; âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

İslam Devleti’nde yaşayan bir ilim talebesi

Ebu Huzeyfe Türki

Yukarıda Bahsetmiş olduğum konular hakkında İslam Devleti’nin yayınlamış olduğu bazı resmi belgeler:

İslam Devleti’nin Mahkeme Hakkındaki yazısı: RUMIYAH dergisi 3. Sayı

rumiyah__3_tr_page_31_small.jpg

İslam Devleti’nin Okul hakkındaki yazısı: Konstantiniyye dergisi 4. sayı

konstantiniyye_04_pagina_05_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_06_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_07_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_08_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_09_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_10_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_11_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_12_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_13_small.jpg

konstantiniyye_04_pagina_14_small.jpg

İslam Devleti’nin Suriye’deki Grupların Tekfiri Hakkındaki Beyanı:

01_small.jpg

İslam Devleti’nin Büyük Şirkte Cehaleti mazeret görmediği hakkındaki yazısı: Konstantiniyye Dergisi 3. Sayı

konstantiniyye_03_pagina_16_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_17_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_18_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_19_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_20_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_21_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_22_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_23_small.jpg

konstantiniyye_03_pagina_24_small.jpg

İslam Devleti’nin Müşrikleri tekfir etmeyenlerin kafir olacağı hakkındaki yazısı: Konstantiniyye Dergisi 7. Sayı

konstantiniyye_7_pagina_37_small.jpg

konstantiniyye_7_pagina_38_small.jpg

konstantiniyye_7_pagina_39_small.jpg

İslam Devleti’nin Useymin, Bin baz, Fevzan ve diğer belamlar hakkındaki yazısı: RUMIYAH dergisi 1. Sayı

rumiyah_1_tr_page_37_small.jpg

rumiyah_1_tr_page_38_small.jpg

rumiyah_1_tr_page_39_small.jpg

rumiyah_1_tr_page_40_small.jpg

Not: Bu yazılar bahsedilen konular hakkındaki beyanatların sadece bir kısımdır. Detaylı bilgi almak isteyenler İslam Devleti’nin diğer yayınlarına bakabilirler. (Yazı burada bitiyor.)

Ayrıca Kontrol edin

Güncel vakıa ve Mehdi’nin çıkışı

İD HABER / ÖZEL Cezayirli alim Abdulfettah Hamdaş ez-Zerravi, Ortadoğu’daki gündeme dair bir değerlendirme videosu …

5 Son Yorumlar

  1. Zevahirinin 2005 de yaptığı küfůr dolu açıklamayı dünya duydu ve biliyor adnani ve bağdadinin bunu duymaması manidar buna bir açıklama getirebilirmisiniz

  2. Usame bin ladin cehaleti mazeret görüyor yukarıdaki yazıdada cehaleti mazeret görenlerin kafir olduğunu yazmışsınız ama İslam devleti usameyi tekfir etmiyor yazmışsınız benimde kafam burada karışıyor

  3. Selamun aleykum İslam devleti acaba şeyh usameye kıyak mi geçiyor niye diğerleri cehaleti mazeret görünce küfre giriyor da şeyh usame girmiyor

  4. Cehaleti mazeret görenlerin tekfir edileceğine dair nas var mı elinizde?

    • Ebu enes benim elimde bir delil yok sen beni anlamadın yukarıda ki yazıda cehaleti mazeret görenlerin kafir olduğu yazıyor usamenin de cehaleti mazeret gördüğü ile alakalı bir videosu var ben bunu demek istiyorum kafamın karıştığı yer burası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis